Search
  • Uygar Özel

Masalların Masalı İnecik



Karaburun’a 10 km mesafedeki İnecik köyünün sade ve sevimli camisinin de bulunduğu meydanda kendisi ile ayaküstü tanışıp söyleşirken; ‘’-Las Vegas’ta kumarhanelere oksijen veriyorlarmış’’ diyerek örnek veriyor köy sakini Murat Akdut, kendisinin neden yıllar önce köye göçtüğünü anlatırken. ‘’-Çünkü oksijen insanları uyanık tutarmış’’ diye ekliyor... Karaburun Yarımadası’nın bol oksijeni, büyüsü, insanı kendine çeken, sürekli oraya gitme, yerleşme, huzur bulma konularında hemfikir oluyoruz Murat beyle... Uzakdoğu öğretilerinde hayatın başlangıcını temsil eden ve kutsal olan, hayatta ihtiyacımız olan ilk şey olan ‘nefesi’ orada hissedebildiğimiz için belki de sürekli Karaburun’a yolumuzu düşürüyoruz...


‘’-Ben Izmirliyim ve bu yarımada beni hep çekti, tıpkı Lost dizisindeki kurtulamadığınız elektromanyetik alan gibi’’ diyerek devam ediyor Murat bey: ‘’-70’lerde Ankara’da bir tapu kadastro memuru Osmanlıca bir tapu buluyor arşivden. Padişahlardan birinin kendi üzerine çıkardığı tek yarımada tapusu. O zamanlarda bile bu yarımada çok değerli görülmüş. Cumhuriyet kurulduktan sonra bu tapu yüzünden sorunlar çıkmaya başlıyor. Ben 1995’te Inecik’ten yerimi satın aldım ve tapuya gittim. Dediler ki burası devletin görünüyor. Sonra Işılay Saygın döneminde burada insanlar kendi topraklarını rayiç bedeli ile tekrar satın aldılar ve de sorun bu şekilde çözüldü.’’


‘’-Burada bir gece yatıp kalktığınız zaman burayı bırakamazsınız, sabah farklı kalkarsınız. Bu bir gizem değil sadece oksijen’’ diyerek gülümsüyor Murat bey...

İzmir çevresindeki en güzel cami hangisidir derseniz, camilerin hepsini henüz görmemiş olsam da bu soru ile ilk aklıma gelen İnecik camii oluyor. Bulunduğu konum itibarı ile cami, inananlar için bir iman rasathanesi gibi yükseldiği tepede göğü seyrederken aynı zamanda onunla birleşiyormuş gibi bir his de yaratıyor. İnecik köyünün sevimli ve küçük köy meydanı da bu minik caminin bahçesi gibi. Köyün bütün dar yolları ona çıkıyor. Çevresini saran ağaçlar ve bir kaç çatıyı engel olarak düşünmezsek, cami bahçesi harika bir Karaburun ve Ege Denizi manzarasına tepeden bakıyor.

Artık birer mahalle olan çevre köycükler gibi Inecik de büyük şehre olan göçlerden nasibini almış olarak sessiz, sade ve kendi köşesine çekilmiş bir hayat yaşıyor.


Kaynarpınar; kısa yolculukların huzurlu bir demli çay durağı.


Yüksekteki İnecik’in sahil kısmı olan Kaynarpınar da, köyün yukarı kısmının sevimliliğini deniz seviyesinde sürdürmekte. Bir iki lokanta, bir bakkal, bir köy kahvesi, biraz rüzgar, koşuşturan bir kaç çocuk, kuyruk sallayarak size yaklaşıp yanınıza varınca gerinen sakin sokak köpekleri ve balıkçı dostu kediler. Ama oranın en eski yerlisi olan koca bir çınar ağacı köyün aşağı kısmının bulunduğu koya kişiliğini ve hatırda kalışını veren en güçlü imge. Çınaraltı Kıraathane’sindeki dev bir gölge olan çınar, en sıcak yaz gününde sığınılacak tek yer olarak altında yüzlerce yıldır misafir ettiği zaman yolcuları arşivine sizi de katmak için bir kolunu havaya kaldırıp yanına çağırıyormuş gibi beklemekte. Zaman yolcuları diyorum çünkü onun yanında iken kendi hayatınızın zamanda kapladığı yer ile yüzleştiriyor bu ağaç ve Masalları Masalı’na götürüp bırakıyor sizi.


Su başında durmuşuz. Su serin, Çınar ulu, Ben şiir yazıyorum. Kedi uyukluyor Güneş sıcak. Çok şükür yaşıyoruz. Suyun şavkı vuruyor bize Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...


Nazım Hikmet Ran


© Görseller ve metinler telif haklarına tabidir. Kaynak göstererek dahi eser sahibinden izinsiz kopyalanması fikri mülkiyet hukukuna aykırıdır. (Uygar Özel - Temmuz 2021 / Gazete Yenigün)

19 views0 comments