Search
  • Uygar Özel

Teknolojiye Meydan Okuyan Pikap Ustası



Üzeyir Gültekin, eğer yaşadığı ve atölyesinin olduğu mahallesinin bir köşesinde yürüyorsa veya birileri ile söyleşiyorsa, Bornova, 544 sokağa girer girmez onun dikkatinizi çekmesi an meselesidir… Adres soran bir hanımefendiye karşılık bir beyefendi, onun uzun boyuna, insancıl gülümsemesine gözlerini kırpmadan bakan bir çocuğa karşı kocaman bir çocuk, on yıllardır çevresini saran yakın dostları arasında hiç duyulmamış fıkralar anlatan eğlenceli ve bıçkın bir delikanlı oluverir… Üzeyir bey, tavanlarına kadar antika radyo, gramofon, pikap dolu küçük atölyesinde haftanın her günü iş başındadır…


-Üzeyir bey mesleğinize nasıl başladınız diyerek söze başlayalım mı?


‘’Başta benim bu işe başlamamın sebebi AGA marka bir radyodur. Radyo, o zamanlar Bornova’da aşağı yukarı beş aileden birinde var, o ailelerden biri de biziz. O zamanlar durumumuz iyiydi. Ajans haberleri başladığı zaman radyoyu açacağız, üzerindeki danteli kaldıracağız önce. Bütün mahalle bizim evde, salon dolu, kimisi ayakta, ne yapacağız; ajans dinleyeceğiz. Ben de o zamanlar küçüğüm anneme soruyorum; anne bu ses buradan nasıl geliyor? Bu adam nerede? Annem de derdi ki; bunun içinde adam var, cüce bir insan var, bilmiyor ki, o da bilmiyor. Yaşım 5, 6 civarı. Bir gün annemler sinemaya gitti, her gidişte beni de götürüyorlardı. Elhamra Sineması, Konak'ta, ama ben bundan çok sıkılıyordum. Günün birinde yine annemler sinemaya gittiğinde ben evdeyim, ben radyoyu açtım. Açtım ama radyoda yayın yok, çünkü yayın yediden sekize kadar mıydı sekizden dokuza kadar mıydı, bir de Türk halk müziği vardı, onun ben saatlerini bilmiyorum. Ben arka kapağını radyonun nasıl açtıysam açtım, elimi de soktum içine, cırt diye bir ses geldi. Korkudan kapattım. Eyvah dedim bir şey oldu. Akşam gelecekler ajans dinleyecekler, neyse geldiler, tül perde kalktı, radyo açıldı, başladı haberler ama adamın sesi belli olmuyor. Tabi annem çok meraklı, dedi oğlum bu arıza yapmış, misafirlere de dedi ki kusura bakmayın, çünkü her gün en az kırk elli çay yapılıyor, millete dağıtılıyor. O zamanlar insanlar cahil, eve gelip radyo dinliyorlar, onlar da bilmiyorlar içinde ne var. Annem dedi ki yarın sabah gidelim, ben öğrendim Kemeraltı’nda bir tamirci var… Sabah aldık radyoyu otobüsle adamın dükkanına zor taşıdık… Annem dedi usta böyle böyle durum. Açtık arka kapağını, arka kapağını açar açmaz adam şöyle bir dönüp bana baktı. Ben sağa sola bakıyorum, kıvranıyorum. Hanımefendi dedi bunun hoparlörü bozulmuş. Hoparlör ne dedi annem, konuşma sesinin çıktığı şey dedi adam. O hoparlör de kocaman parçaymış. Ne olacak, yenisi takılacak dedi. Galiba o günün parasıyla 400 TL tamir masrafı verdik. Sonra bindik otobüse geldik eve. Fakat yolda dönerken annem bir söz söyledi, ben sizi okutmak için sabahtan akşama kadar terzilik yapıyorum, gece gündüz çalışıyorum, ben bu radyoyu 450 TL'ye aldım, sadece 400 TL tamir parası ödedim. O gün benim hayatım yüzde doksandokuz değişti. Hayatım şu anlamda değişti, çok gücüme gitti annem o parayı ödediği için, ağrıma gitti.



Orta bire başladığım zaman Bornova’da Çınar koleji kuruldu. Başladık okula, eh, biri, ikiyi, üçü bitirdim. Sonra buradaki okul kapandı. Üçkuyular’da Türkay Koleji vardı. Buradan Bornova-Konak’a biniyorsun, Balıkhane’de iniyorsun, Üçkuyular’da iniyorsun… Şimdi benim sol kolum çok kuvvetli. O zamanlar birini tutsam tek kolumla kemiklerini kırarım. Ben de sağ hiç yok. Neyse bizim müdür ciritçi arıyordu. Ben varım efendim dedim ama ben solağım. Atatürk Lisesi, Namık Kemal Lisesi, biz Türkay Koleji orada yarışmaya başladık. Ama ben bir buçuk ay okulda önceden çalıştım… Mahir hoca diye bir hocamız vardı, o ciritin başında bekler, (düştüğü yerin) metresini ölçüp yazar, sonra başkası gelir. Ben ciriti attığım anda Mahir hoca bir kız öğrenci ile konuşuyordu. Ben düştüğü yeri gördüm, koşa koşa gittim, hocam dedim bakın buraya düştü. Hayır oğlum dedi gel bakalım geriye, on metre daha geriye gel dedi. Hocam ne diyorsunuz, buraya düştü cirit dedim. Çok özür dilerim, o gün pılı mı pırtımı topladığım gibi Bornova’ya döndüm… Ona bir kaç laf söyledim ve benim okul hayatım böyle bitti… Ama benim bütün aklım hep radyo ile dolu o zamanlar…


Çankaya’da kurslar var. Oraya gittim. Bir sene orada hem pratik, hem tatbiki kurs gördük. Orayı birincilikle bitirdim. Çünkü eve bile gitmek istemiyordum, yeter ki bu işi öğreneyim. Sonra yine Çankaya’da bir başka firma radyo imal ediyorlardı. Bir buçuk ay çalıştıktan sonra oranın ustası oldum… Sonrasında Bornova’da Topuzoğlu Han’da radyocu Cengiz adlı bir ustanın yanında işe girdim. O zaman radyo var, pikap var. Sonrasında da askerlik sebebi ile bir başka ustanın teklifi üzerine onun dükkanını devraldım. O gündür bugündür buralara geldik.’’


-Sizin için meşhurların pikap tamircisi diyorlar, bunun gerçekliği nedir?


‘’Onun gerçekliği şöyle; bir gün akşam üstü dükkanın karşısında bir sarı taksi durdu, burda… Taksiden inen adamın eline bir baktım, pikap. Dört tane de Emel Sayın plağı, dördü de sıfır… Kardeşim dedim bir plağı bana ver, ben pikabın tamirinden para almayacağım. Hayır, dedi… Bunlar Osman Yağmurdereli’nin, rahmetli, programında çalacak. Siz nereden geliyorsunuz, kimsiniz dedim, Istanbul’dan geliyorum, Emel Sayın’ın menajeriyim dedi… Uçaktan inmiş, öğrenmiş beni, atlamış gelmiş. O havaalanı taksisi pikap tamir edilene dek burada bekledi… Hala Istanbul’dan geliyor.’’


-Hiç unutmadığınız mesleki bir hatıranız hangisidir?


‘’Bir gün bir öğretmen geldi; biz fakir bir kasabanın öğretmeniyiz, bir kolejden bir şey istedik gücümüze gitti. Nedir dedim… Bu güneş, bu Dünya, bu Ay, birbiri etrafında dönecekler. 3500 TL imiş. Benim şuramdan aşağı bir şey indi, ağlayacağım ağlayamıyorum, bunu size vermediler mi dedim, vermediler. Çizdim, ettim, ben bunu yaparım dedim… Bitirdim, hocayı aradım, geldi, beğendi, ama dedim hocam ben bundan para istemiyorum, eğer biri sizin için derse biz bunu hocadan istedik vermedi, orada da talebe yetişecek, burada da talebe yetişecek, vatana hizmet edecek. Bunu ben yaptım ya, benim ayaklarım yere basmıyor.’’


-Son olarak yeniden doğsaydınız, yine bu işi yapar mıydınız?


‘’ Bir daha doğsaydım aynı işi yapardım, yine doğsaydım yine bu işi yapardım. O yapmak var ya bir şeyi, senden başka yapan yok, o çok önemli. Para önemli değil burda. Adam bir sene olmuş bozuk müzik setini bırakalı. Daha bir sene daha bekleyeceksin diyorum, yeter ki diyor sen yap. Şimdi bu seni ne yapıyor, eller yukarı yapıyor.’’


© Görseller ve metinler telif haklarına tabidir. Kaynak göstererek dahi eser sahibinden izinsiz kopyalanması fikri mülkiyet hukukuna aykırıdır. (Uygar Özel - Temmuz 2021 / Gazete Yenigün)

12 views0 comments